5 Mayıs 2011 Perşembe

Kanat Güner


Hey millet,ben ölmeye karar verdim! Niye biliyor musunuz,çünkü yaşım yirmi yediye geldi dayandı,benim gibiler fazla yaşamamalı.Allah korusun ya ölmeye değil de,üremeye karar verseydim! Neyse ki aklım hala başımda,sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum.Kendinize iyi bakın,kötü alışkanlıklardan uzak durun.

(Eroin Güncesi - Arka Kapak)

"...O bir pil gibi diyordum, pilim boşaltılınca her şey, özellikle insana özgü dürtülerim, sağlığım bozuluyor pili bırakınca normal insana benziyorum. İstediğim, tozpembe bir dünya değil; sizin algıladığınız dünyayı algılayabilmek, diyordum."

İlk kez yayınladığında: "Bir alt kültür yazını olarak bizdeki ilk örnek" iddisayıla sunulmuştu okurlara. Aradan geçen zaman bu kitabın iddiasını doğruladı.


Hayatı yaşayarak yazan; 1970 yılı doğumlu Kanat Güner, kısa yaşamına sığdırdığı bir çok şeyin yanında "Eroin Güncesi" adlı kitabı da sığdırarak tribünlere kendi dramını oynadı. Anadolu'nun saf değerleriyle yetişip kurtlar sofrasının ortasına savrulan ve bu sofrada kendi kişisel saflığından ötürü değerleri uğruna mücadele etmekten vazgeçmeyen Kanat, bunun bedelini de hayatıyla ödedi: Tıpkı yitik '80 kuşağının bir çok bireyi gibi. İçine itildikleri değer kavramlarının aslında bireyin silikleştiği, çarkların bir parçası olmaya zorlandığı ve adına Üniversite denen kurumların birinden; Tıp Fakültesi 4. sınıftan ayrılmak zorunda kalan Kanat Güner, gördüğü eğitiminden çok işlenen; yani insan hayatının biyolojik varlığını koruması adına yapmaması gerektiği bilincinde olduğu şeyi; H(eyç)'i seçerek oynadığı kendi dramını.


Ülkemizde çok az işlenen, 90'lı yılların üniversite gençliğinin yer günce tekniğiyle yazılan bu kitap; baskılar, değer yitiğimi, kavramların içeriğinin boşaltılması ve amaçsız eğitimle toplumsal ahlakın çöküşünü anlatıyor aslında.


"İstanbul'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 8 yıl uğraştan sonra, henüz 4. sınıfta debelendiğimi fark edip, vazgeçtim. Hala bana uygun işi, mekanı ve insanları arıyorum." diyen, aynı zamanda bir eroinman olan Kanat Güner kendi bağımlı yaşamını anlattı bu kitapta. Ve tabii baş kahramanı oldu hayatının.

Mor ve ötesi - Canlı yayın Hozan Beşir - Kırık Kanadım

6 Nisan 1998, Hürriyet, Yazdıklarını hayatıyla kanıtladı

Kanat Güner

Henüz 28 yaşındaydı. Zeki ve başarılı bir genç kızdı, ama yalnız ve korunmasızdı. Çocukluk düşlerini gerçekleştirmek üzereydi, tıp fakültesinde okuyordu; ama yıllardır eroin bağımlısıydı. Beş yıl çabaladı, kurtulamadı. ‘‘Yanımda kal, beni bırakma. Elimi tut. Öyle tut ki bütün korkularım bitsin’’ diye sesleneceği kimsesi yoktu. Gençlere örnek olmak için eroinin, yani kendi hayatının kitabını yazdı. Eroinden kurtulmak için verdiği amansız mücadeleyi ve kaçınılmaz sonu anlattı kitabında. ‘‘Bir tuvalet köşesinde öleceğim’’ demişti. Gerçekten de öyle öldü...

Türkiye, Kanat Güner'i ve yeniden uyuşturucu batağını konuşuyor. Özellikle gençlerin yaşamına sinsice giren eroinin son kurbanı Kanat Güner, uyuşturucu ticaretini, bu ticaretten kazanılan kara paraları ve korunmasız kurbanları, toplumsal eksiklerimiz ve yanlışlarımızı, yeniden masaya yatırdı...

Talihsiz kızın ölümü, uyuşturucuya yeni başlayanlara, başlamayı düşünenlere ibret olsun diye yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabını önceki gün Taksim İş Bankası Sanat Galerisi'nde imzalamasından bir kaç saat sonra geldi. Saat 21.00'de Beyoğlu Sineması'nın tuvaletine giden genç kız, burada dizine şırıngayla ‘‘Altın Vuruş’’ yaptı. Yüksek dozda eroin damarlarında yayıldı ve Kanat Güner, bir daha kendine gelemedi. Cesedini kapıdaki erkek arkadaşı buldu.

Muş'ta doğan ve ve 8 yıldır kayıtlı olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni eroin yüzünden bitiremeyen Kanat Güner, ibret olsun diye yazdığı kitabında uyuşturucu illetinin hayatını nasıl mahvettiğini açıkça anlatmıştı. Tam 11 baskı yapan kitabının ilk sayfasında Kanat Güner, ‘‘Yaşam şeklim sayesinde veda etmem gereken pek kimse yok’’ diyordu. Sözünü tuttu Kanat, kimseye veda etmeden, senaryosunu önceden yazdığı gibi, bir tuvalet köşesinde, kimseye veda etmeden gitti. Cesedi, Taksim İlkyardım Hastanesi'nden Adli Tıp Kurumu Morgu'na götürülürken de yapayalnızdı.

BIRAKTIM, BIRAKACAĞIM


Kanat Güner, Hürriyet Gazetesi'nde geçen ay yayınlanan röportajında, paçavraya dönen kollarında iğne vuracak yer kalmadığını şu alaycı sözlerle dile getirmişti: ‘‘Kaza geçirsem, kolumda serum takacak yer bulamayacaklar.’’

Eroin konusunda kimilerine ‘‘Bıraktım’’ diyordu, kimilerine ise ‘‘Bırakacağım’’ diye konuşuyordu. Öldüğünde cebinde 5 kullanımlık eroin, iki kullanımlık esrar, 1 kullanılmamış enjektör ve eroin eritmekte kullanılan 2 kaşık bulundu.

BABASI: ALKOLLE BAŞLADI


Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfta kaydını donduran kızının eroine başladığını üç yıl önce öğrendiğini söyleyen baba Cevat Antepli, şu açıklamada bulundu:

‘‘Önce alkole başlamış. Ardından hap ve eroin. AMATEM'de 10 gün tedavi gördü. Sonra tedaviye cevap vermiyor diye kovdular. Annesi ve ben, ona gereken tüm ilgiyi gösterdim, ama eroini bırakamadı. Kitabı yazmasını biz önerdik. Yazdıklarını kaleme alsın, böylelikle bırakır diye düşündük. Bize karşı çok saygılı ve dürüst bir evlattı. Kandırdığı tek konu eroindi...’’

İSTANBUL'DA YALNIZLIK


Kanat Güner'in 28 yıllık kısa yaşam öyküsü, toplumsal ve bireysel açıdan içinde büyük dersler taşıyor. Figen Yanık'ın 3 Mart 1998'de Hürriyet'in Kelebek ekinde yayımlanan röportajında, ailesini Anadolu'da bırakıp okumak için İstanbul'a geldiğini belirtiyor Kanat Güner...

İstanbul'da taşranın baskısı yoktu, özgürdü. Ama uçurum gibi bir yalnızlık da çevresini kuşatıyordu.

İlk sevgilisi, ikincisi, aldatmalar, aldanmalar, Köprüaltı arkadaşlıkları, gece yaşamı, kulüpler, evsizlik, parasızlık, yoksulluk, ilk kurtaj deneyimi, tümör korkusu, evlilik ve fakülteyi terk ediş... Kanat Güner'in hayat hikayesinin satır başları...

Duygusal bir insandı ve bütün bunlara daha fazla dayanamadı. İntihar etmek istedi. İntihar aracı olarak da eroini seçti. Ama eroin onu öldürmedi. Tam tersine sinsice hayatına girdi:

‘‘Öyle bir an geldi ki kendimi dört bir yandan çevrili hissettim. Artık daha fazla dayanamıyordum. O zaman intihar etmeyi düşündüm. Bunu eroin kullanarak yapabilirdim. Bir iki kullanımdan sonra ölüm vuruşu yapabilirim diye düşündüm... Ama eroin öldürmediği gibi, yaşatmadı da... Zaten bir süre sonra eroin fikrine saplanıyorsunuz. Bir süre sonra onun oluyorsun. Ona aşık oluyorsun. Hâlâ seviyorum onu, ona hâlâ aşığım...’’

Yaşamaktan bıkmıştı

Kanat Güner'i, 15 yıllık arkadaşı Ali Kemal Yılmaz'dan dinledik:

‘‘Onu ilk tanıdığım zamanlar temiz, dürüst, cıvıl cıvıl bir kızdı. Metin'le tıp fakültesinin 2'nci sınıfında evlendiler. Başlangıçta her şey iyiydi. Ancak eşi askere gidince başka bir erkekten hoşlandı. Böylece evlilikleri de bitti. Hukuki olarak boşandıklarını zannetmiyorum. Kanat, uyuşturucuya önce hapla başladı. Son 3-4 yılda ise eroin kullanmaya başladı. Onu çok

uyarıyordum, ama bir faydası olmadı. Özgürlükçü ve anarşistti. Hayatı çok katı ve zor buluyordu. Sık sık ‘İstanbul

bize göre değil' diyordu. Felsefeyi çok seviyordu. Ancak bu sevgisi onu olumsuz etkiledi. Hatta o kadar dengesizleşti ki, ona bir psikolog bile buldum. Tedavi oluyordu. Zaten kitabını yazdığı günlerde uyuşturucuyu kısa süreli de olsa bırakmıştı. Küçük yerde büyümüştü. İstanbul'un büyüklüğü altında ezildi. Birdenbire bulduğu özgürlük, onu çok uç noktalara götürdü. Aslında bunda ailesinin de payı var. Öğretmen bir anneyle mühendis bir babanın kızıydı. Ancak ailesinin üzerinde sürekli bir baskısı vardı. Özellikle annesinin otoriterliğinden yakınıyordu.’’

Bana aşkı sorma

Kanat Güner'in tam 11 baskı yapan kitabı piyasaya çıktıktan sonra, arkadaşımız Zeynep Güven'in dikkatini çekti. Zeynep Güven'nin 10 Mayıs 1997'de yayımlanan röportajında Kanat Güner şunları söylüyordu:

Kurtulmak için çok iradeli olmak lazım. Bir de İstanbul'dan uzak olmak lazım. Çevre çok önemli. Bu çevrede kaldığın sürece kurtulman zorlaşır. İrade, şansın yardım edecek, oyalanacak bir şeyler bulacaksın. Birkaç tane kurtulan insan tanıyorum.

Anarşist ruhluyum. İlla ki farklı olanı da bileceğim. Yani bana gösterilen doğru yolu değil, yan yolları da bilmek, hatta hep o yollarda devam etmek... Çünkü etrafına bakıyorsun, herkes doğru olan yolda yürüyor, ama hiçbir b.k oldukları yok...

Eroin bağımlıları grup halinde yaşıyor. Grup muhabbeti sıkmıyor. Çünkü aynı şeyin peşinde koşturuyorsun. Aynı şeyi düşünüyorsun. Bütün derdin, aklın fikrin eroin. Hep birlikte aranıyorsun, bulduğun zaman hep birlikte takılıyorsun. Ama ben o insanlardan değilim. Mesela hırsızlık yapamıyorum. Benimle başlayanların yapmadığı şey kalmadı. Ben hep bir şekilde para buldum. Para yönünden şansım yaver gitti...

Eroin pembe bir dünya yaratmıyor, çirkinliklerle arana bir perde çekiyor... Onların üstündesin. Onların kaygıları senin kaygıların değil. Onların kaygılarına gülüp geçiyorsun. Güldüklerine gülüp geçiyorsun. Çirkinlikler daha belirgin oluyor, ama sana değmiyorlar...

Sevgi olsaydı daha kolay olurdu. Ama benim aşka inancım kalmadı. Sorma...

Hadi bitsin artık bu muhabbet diyorsun. Ama gidecek yerin yok. Çoğunun ailesi kabul etmiyor. Çoğunun krizi, hastalığı atlatacak bir yeri bile yok. Kriz her geçen gün daha kötü olacak, bunu biliyorsun...

Bir şeyler yapmam gerekiyordu. O kadar boştum ki... Bir de hep dürtüklendim. Etrafımdaki insanlar, yaz bastıralım filan dediler hep. Acayip kolay çıktı kitap... Gurur veriyor bu kitap bana. Hoşuma gidiyor, bir şey yapmış hissediyorum kendimi. Uzun zamandır bunu hissetmiyordum. Ceset gibi bir tiptim...

Eroin kullananların sayısı korkunç arttı. Artık ölenlerin haberleri çıkmıyor gazetelerde. Böyle de devam edecek... O kadar çok insan ekmek yiyor ki bundan. Susurluk'a filan gidiyor olaylar...

Eroin Güncesi

Kanat Güner'in trajik sonla noktalanan hayat hikayesinin izini yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitapta sürdük:

AİLEM Benim yüzümden mahvoldular, çöktüler. Benden beklenmeyen her şeyi yaptım, Onları çok utandırdım. Çünkü onlar beni, çevredekiler aman ne iyi çocuk yetiştirmişsiniz desinler diye büyüttüler. Hele annem...

FAKÜLTE 17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım. Burnumu her deliğe sokmaya başladım. İlk delik, bütün fakültelerin marjinallerinin sığındığı sosyal etkinlik kulüpleri, yani tiyatro kulübü oldu. İnsanlar öyle yerlerde ya çiftleşiyorlar ya da mastürbasyon yapıyorlardı. İlk sevgilimi orada buldum. Uzun zaman da ona katlandım.

NEFRET Soner'in ölümüyle eroinden nefret etmiştik, ama bazı aşkların nefretle başladığını söylerler değil mi? Okulda öğrendiklerim sonucunda ‘H’den hem korkuyor, hem de merak ediyordum.

ALKOL Alkol benim için büyük bir handikaptı. Nerede duracağımı bilmiyor, zil zurna sarhoş olunca da tam arıza oluyordum.

ESRAR Fındık'ın peşine takıldım. Buraraya gelmesi tehlikeli olan iki kişiydik ve bir araya gelmiştik. Ahıra girmeyen bir koçtu/Ot buldukça uçtum/Anayasa'da en büyük suçtum.

HAP Arada sırada para kazanacağımız tutuyordu. Birkaç kitap toparlayıp AKM'nin karşısındaki köşede tezgâh açıyorduk. İlk satışı ya hapa yatırıyorduk ya alkole. Sonra da pek satış yapamıyorduk. Çünkü, kitapların üzerine sızıp kalıyorduk.

EROİN Madde daha vücuduma girmeden bağımlısı olmuştum sanki. Hep ne zaman karşıma çıkacak diye bekliyordum. İlk fırsatta deneyecektim. Büyük bir ihtimalle çok sevecek ve dönülmez yola girecektim. Teorik olarak eroin hakkında her şeyi biliyordum.

İLK TANIŞMA Cihangir'deki evde sabaha karşı karşıma çıkınca hiç tereddüt etmeden dayadım burnumu. Bu burun her yere sokulmalıydı ya. Bütün günümü tuvalette kusarak geçirdim, ama kendimi çok iyi hissediyordum.

PİS KOKU Torbacının evinde çok pis bir koku vardı. Bir zulamız yoktu ve kaçınılmaz sorun gerçekleşiyordu. Burnumuz akıyor, kemiklerimiz ağrıyor, bedenimizden pis pis kokan ter damlaları fışkırıyordu, ama üşüyorduk. İşte o koku bu kokuydu.

ÖZGÜRLÜK Yitirecek hiçbir şeyim kalmamıştı. İrademi ona teslim etmiştim. Özgürlüğünden hiç kimseye ödün vermemiş olan ben, onsuz olamıyordum artık. Kesinlikle özgürlüğümü kaybetmiştim.

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/04/06/36637.asp

Alıntılar

"Hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! Neyse ki aklım hâlâ başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. Kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun."


"küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayâl ederdim. değilmiş, hâlâ kimse gelip beni sarayıma götürmedi."

"SEVGİ! Ben de bu açığımı hep dışarıda karşılamaya çalıştım. Başvurduğum her duvar için başımda bir yumru oluşmuştu. Ama artık yumru oluşabilecek normal bir zemin kalmadığından ya da beynim yekpare bir yumru haline geldiğinden olsa gerek insanlardan uzak durmaya, en fazlası minimum düzeyde ilişki kurmaya karar verdim"

Yorumlar

Sözlüklerde yapılan yorumlar.

Bu yazı altına sizde yorum bırakabilirsiniz.

Kitaplar

Eroin Güncesi

Ada 4-4910

16.04.1998, Hürriyet, Son çığlığı

Gerçek anlamda hiçbir şeye tutunamadı hayatında eroinden başka... Bağlanamadı... ‘‘Şeytan sevgilim’’ diye adlandırdığı eroinle paylaştı hayatını... Sahip olduğu her şeyi onun için tüketti... Gençliğini, hayallerini, mesleğini, mutluluğunu... O ise hep daha fazlasını istedi ondan... Yetinmedi, en sonunda yaşamını da aldı elinden...

27 yaşındaki Kanat Güner, ölümünden çok kısa bir süre önce, bu kez daha güçlü hissetmiş olmalı onu bekleyen sonu. Bu yüzden bir çığlık gibi seslenmişti ince, tiz sesiyle, sanki vasiyet gibi; ‘‘Ben giderim, gideceğim... Birileri bir şeyler yapsın, bir çözüm bulunsun...’’Başka Kanat'lar olmasın artık...

Kanat için yazacağım ikinci yazının, yeni kitabı için olmasını isterdim. Ama o, (aslında beklenmedik biçimde denilemez, çünkü 18 yaşından beri intihar isteğiyle yaşayan bir eroinmanın 27 yaşında ölmesi ani sayılmayabilir) beni ölümünden sonra yazmanın ağırlığıyla karşı karşıya bıraktı. Ağırlık diyorum, çünkü ölüme karşı konulamayacağının idrakı içinde olsam da insan tanıdığı birinin mutluluk arayışı ile girdiği bataktan kurtulamayıp ölümü karşısında nasıl tepkisiz kalabilir ki? Onunla 22 şubatta tanıştık, 4 nisanda öldü. Tanışıklığımız henüz iki aylık bile değildi. Yaşasaydı bir gazeteci ile eroinman bir yazarın ilişkisi nasıl gelişirdi, hiç bilemiyorum.

‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabı hakkında Kelebek'te yazdığım ilk yazıyı görmediği halde martın ortasında bir gün arayıp ‘‘Led Zeppelin konserine biletin varsa, birlikte gidelim mi’’ diye arayınca şaşırıp, onun için bilet aradığım günden sonra sesini duymadım. Bilet bulamayınca aramamıştım...

Öldüğünü ise 5 nisan pazar sabahı bir arkadaşımın telefonuyla öğrendim.

Ertesi gün bütün gazetelerde ve televizyonlarda ölüm haberi duyuruldu.

Sonra sessizlik...

Kanat'la yaptığımız görüşmenin kasetini bir kez daha dinlerken henüz yazılamamış, ama bilinmesini isteyeceğini düşündüğüm sözlerini kasette bırakıp, unutulmaya terk etmeye cesaret edemedim.

Kanat'tan geriye kalan yalnız ve korunmasız ses, bir ‘‘şeytan’’ diye tanımladığı eroinle mücadele edilmesini istiyor. Onun gücü bu mücadeleye yetmedi. Gücü olabilenlerin bu mücadeleyi sürdürmesi ya da belki de ölümün ağırlığını hafifletmek için onun sesine bir kez daha kulak verebiliriz. Vermeliyiz de...

20 SAYFALIK ÖMRÜM KALDI


‘‘Her an ölebilirim. Şeytan her an öldürebilir beni. Sanki 20 sayfalık gücüm kaldığını hissediyorum. Kitabımın son 20 sayfasını tamamlayabilmem lazım. Ailem arkamdan çekildiği anda düşeceğim. Ki düşeceğim biliyorum’’ diyordu, ikinci kitabını yazarken. Ölüme bu kadar yakınken yine de yaratma arzusu, ölüme baskın çıkabilir, diye düşünmüştüm bu gelişme için... Ailesi de biraz umutlanmıştı sonunda.

İlk kitabında eroinle geçen hayatını anlatmıştı. İkinci kitabı ise genç bir kadının değişik ortamlarda başından geçen öykülerden oluşacaktı. Ama onu tamamlayamadı... İlk yayıncısına güvenmediğini söylüyor, kitaplarını elden dağıtmanın yollarını arıyordu. ‘‘Kitap yazmakla şov yapmıyorum, insanlar ve özellikle anne ve babalar benden ders alabilsinler istiyorum. Bana bakıp kendinizi benden çok farklı görmeyin istiyorum. Bir gün siz ya da bir yakınınız da benim durumuma düşebilirsiniz. Bir gün size de bulaşabilir. Birilerinin dikkatini çekmeli, kontrol altına alınmalı, bir çözüm bulunmalı, sağlıklı toplum yaratılmalı’’ diyordu bir uyarı olarak.

Kontrol altında tutulamadığı için sayıca korkunç bir patlama yaşayan eroin bağımlılarından yalnızca biriydi Kanat, ama ona göre bir gün siz de olabilirdiniz; ‘‘Geçenlerde bir doktor ‘Neden bu kadar karamsarsın, neden mutsuzsun' diye sordu. ‘‘Bilmiyorum, belki çok fazla Kemalettin Tuğcu okudum. Belki hâlâ onların etkisindeyim. Belki hâlâ kendimi o zavallı çocuklardan biri sanıyorum. Ama olumsuz bakıyorum, kilitlenmiş biçimde bakıyorum hayata. Tabii birileri bir şey yapmazsa da bu böyle sürer. Ben giderim, gideceğim.. Daha çok giden olacak. Onlar da sizin çevrenizden insanlar olacak... Belki de siz olacaksınız. Ben 23-24 yaşında başladım, şimdi 14-15 yaşındaki çocuklar başlıyor. Az bir rakam değiliz. Türkiye'de çok eroinman var. Eskiden Hacıhüsrev'e sığınmış cahil insanlar, şimdi üniversitelere sıçradı, entelektüel çevreye sıçradı, kocaman bir kitle eroin kullanıyor ve eroin kullanırken de kötülüğe kayıyor. Bu parayı çıkartamadığın zaman bir başkasına saldırıyorsun. Parası olan birine söyleyip ‘Yarısını sen al yarısını ben alayım’ diyerek onu da kendine katıyorsun. Yani 2, 4, 16 oluyor. Böylece fırlıyor. Türkiye'de, özellikle İstanbul'da sayının milyonlara ulaşması çok zor değil. Bir de eroin, herkesin sandığı gibi farkedilecek bir şey değil. İlla da eroin alan böyle olmaz. Gayet güzel koşturur, işini yapar, mantığı işler, hatta bazen mantığı daha iyi işler. Ama... Ama giderek ölüyoruz işte...’’

Kanat, bazı ülkelerde devlet kontrolü altında verilen ‘‘methadon’’ adlı ilacın Türkiye'ye girişinin de serbest bırakılması halinde, eroin mafyasına ket vurulabileceğini de söylüyordu; ‘‘Methadon, Türkiye'ye gelirse, adamlar kimseye eroin satamayacak. Çünkü eroinin bütün özelliklerini methadon'da da bulacaklar. Böylece dozlarını azaltacaklar. Yani o kocaman para kaybolacak. Bin kişiden biri bile methadon'la kurtulacaksa kafası çalışan herkes onu Türkiye'ye getirir.’’
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-14541

16.04.1998, Hürriyet, Sevgilim Şeytan

İçimizden biri Kanat Güner. 27 yaşında bir eroinman. Toplumla uyuşmazlığı onu intihara kadar sürüklediği anda eroinin tutsağı olmuş. Yine de yaratma arzusu ölüme ağır basınca yaşadıklarını kaleme almış. ‘‘Eroin Güncesi’’ yalnız Kanat'ı değil onun gibi binlerce yalnız gencin hayatla yüzleşmesini, toplumun baskıcı değer yargıları karşısında aldıkları savunmayı, kopuk aile ilişkilerini, kısacası insan olma mücadelesini anlatıyor.

Yanımda kal... Beni bırakma... Elimi tut... Öyle tut ki bütün korkularım bitsin... Bütün karanlıklar aydınlansın... Yanımda kal... İnsanız hepimiz ve ne yazık ki korunmasız... Dipsiz bir kuyuya doğru çekildiğimizi hissettiğimiz an tutunacak bir şeyler ararız... Belki bir sevgiliye, belki anneye, belki babaya, belki de bir dosta... Kim bilir işte, biri olmalı ama bizi çekip çıkartabilecek o kuyudan... Hiçbirimiz, hiç kimsesiz kalacak kadar çaresiz olmamalıyız. Yalnız olmamalıyız hayatın girdabında...

‘‘17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım.’’

Ailesini Anadolu’nun bir şehrinde bırakıp Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde okumak için İstanbul'a geldiğinde yapayalnızdı Kanat, ama belki onun yalnızlığı çok daha önceleri başlamıştı. Annesiyle babası kavga ederken, boşanmaya kalkıştıklarında, barıştıklarında, yani evde hep yalnızdı. ‘‘Sigarayla 15 yaşında tanıştım, içkiyle tanışmam çok çok önce olmuştu, babam sağolsun.’’

Artık hem özgür hem de yalnızdı İstanbul'da... İlk sevgili, ikincisi, aldatmalar, aldanmalar, Köprüaltı arkadaşlıkları, kulüpler, evsizlik, yurt bunalımı, ilk kürtaj, tümör korkusu, evlilik, Tıp Fakültesi'ni terk ediş...

Ölmeye karar verdim
‘‘Elimde enjektör öylece kalakaldım. Çok klasikti, ama ben de arkamda bir şeyler bırakmalıydım. En azından ölümü tercih ettiğimi bilmeliler diye düşündüm. Aslında hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilim; alışverişi keseli çok oldu. Ama son bir kez iletişim denemesi yapabilirim. Uzaya gönderilen, hedefi yüz yıllarca ışık yılı uzakta olan sinyaller gibi. Ne yazacağımı düşünürken yaşlanıp ecelimle ölmek istemiyorum, ama nasıl başlayacağımı da bilmiyorum. Şöyle başlasam mı mesela; ‘Hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim. Neyse ki aklım hâlâ başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. Kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun.' Yaşam şeklim sayesinde veda etmem gereken pek kimse yok. Öldüğümü bilmeleri de gerekmiyor, ama ben yine de birkaç satır karalayacağım.’’

Sevgilim şeytan
Bütün bunlara daha fazla dayanamadı ve intihar etmek istedi. İntihar aracı olarak da eroini seçti. Ama eroin onu öldürmedi. Sinsice hayatına girdi ve bir süre sonra tümüyle onun kölesi oldu; ‘‘Öyle bir an geldi ki kendimi dört bir yanım çevrili hissettim. Artık daha fazla dayanamıyordum. O zaman da intihar etmeyi düşündüm. Bunu da eroin kullanarak yapabilirdim. Bir iki kullanımdan sonra üçüncüde ölüm vuruşu yapabilirim diye düşündüm. Yani intiharımın adı eroin oldu. Eroin öldürmediği gibi yaşatmadı da... Zaten bir süre sonra sadece eroin fikrine saplanıyorsunuz. Bir süre sonra onun oluyorsun, ona aşık oluyorsun. Hâlâ seviyorum ben onu, hâlâ aşığım. Ama birlikte olamıyoruz onu biliyorum. Bir türlü terk edemediğin bir sevgilin gibi... ’’ İntihar duygusuyla tanıştığı eroini dört yıldır kullanıyor Kanat. Hem de öyle kullanıyor ki parasız kaldığı anda sokağa çıkıp insanlardan istiyor, küçük düşmeye alışıyor, itilip kakılıyor... Kollarında tek damar kalmamış. Belki yarın ya da bir yıl sonra ama ölüm nedeninin eroin olacağından emin; ‘‘Bütün sorunum toplumlaydı, uyum sağlayamıyordum. Eroin kullanmaya başlayınca toplumda barınmaya başladım. Hadi ya dedim, benim eroinim var hiçbirinize ihtiyacım yok, bana zarar veremezsiniz. Ama bu da olmadı. Şu anda vücudumda tek damar kalmadı. Kaza geçirecek olsam, serum takamayacaklar bana. Sonuçta yine öleceğim, yavaş yavaş öleceğim. Belki yarın belki üç sene sonra.’’

Bütün yaşadıklarını bir kitapta toplama fikri ise bir arkadaşının ölümünden sonra çıktı ortaya... Onu hayata bağladı. ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabın şimdi 3. baskısı yapıldı. Bu arada ikinci kitabını yazmaya başladı. Yaratma arzusu, ölme arzusuna baskın çıktı. Eroine inat yaşıyor, yaşamak istiyor; ‘‘Yarın ne olacağını bilemiyorum. Eroin kullanırken bu sefer son diyemiyorum. Bu kadar iradesiz olamam diyorum. Yine de yapamıyorum, bırakamıyorum. Kısır bir döngü içinde dönüp duruyorum. Bu kitapla eroin kullananların nasıl insanlar oldukları bilinsin, anne babalar çocuklarını yalnız bırakmasın, toplum eroin kullananlara sahip çıksın istedim. Hırslı, iradeli bir insanın günün birinde nasıl olup da bir çukura düşebildiği görülsün istedim. Diğer eroin kullananlar bana ne gereği var şov yapmanın diyorlar. Amacım şov yapmak değil, gerçekleri göstermek. Ben eroine başlamadan önce biri bana böyle bir şov yapsa her şey daha başka olurdu diye düşünüyorum.’’

Kısa aralarla bıraktığı zaman eroini çok özlüyor. Her an istiyor. Ama artık tek düşündüğü ailesi; ‘‘Ailem var arkamda. Onlar yaşamamı istiyor. Ailem arkamdan çekilince düşeceğim. Ki düşüşüm çok büyük olacak. Ölebilirim ama annem babam ne yapar? Beni sadece bu tutuyor. Bir sokak serserisi olmaktan bu koruyor. ’’

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-8519

06.04.1998, Milliyet, Sayfa 15

Resmin üstüne tıklayarak daha okunabilir halini görebilirsiniz.
Kanat Güner